Şükrü Alkan'ın Basın Yazıları

           basın           basın 1

 

 

 

 

 

AŞK VE EVLİLİK...

'' ÇİFTLER ARASINDA YAŞ FARKI EVLİLKLERİ NASIL ETKİLER ''konulu röpotajı okumak için linke tıklayınız...

www.adikadin.com/news_detail.php

 

Evlilik ve Boşanma

Evlilik, bir ailenin oluşturulması ve bireylerin sağlıklı büyütülüp yetiştirilmesi için başvurulan temel toplumsal kurumlaşmasının adıdır. Bu bağlamda toplum hayatını etkileyen ve tarihsel olarak toplumun yeti ve verilerinin bütününü  sosyolojik değerler için güçlü analizleri gerektiren yapısal sorunların anlaşılması için evliliğin yapısal sorunları ile toplumun yapısal sorunlarının iç içe geçişinde teorik yaklaşım tarzının zaafa uğratılmaması gerektiğine inanıyorum. Buradaki temel teorik bakış ruhsal alanda psikolojiyi, toplumsal alanda sosyolojiyi ve etik / idealist manada felsefi bir bakış açısının gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu geniş perspektifle yazılacak ve açıklanacak konu başlığı konunun sınırlarını zorlayacağından boşanma olgusunun nasıl ve niçin bir ihtiyaç /zorunluluk olarak anlaşıldığıdır.

Boşanmanın eşiğine gelmiş karı-koca anlaşmazlıkları bir aile tedavisinden yararlanarak boşanmanın daha az zarar vermesini sağlamak mümkündür. Böyle hallerde eşlerin ortak sorunu, birbirleri ile evlilik bağını sürdürmelerinin anlamsız olduğunu, her ikisinin de görmesine karşın, kendi takıntı ve nevrozları yüzünden birbirleri ile iç içe geçmiş olup, bir yerde hastalık nedeni ile ayrılmaya cesaret edememeleridir. Her birinin Ben’inin de bir hastalık olgusu ile diğerinin çelişkili yaşamı bağlamında bir kenetlenme ve ortak yaşam içinde yardım görmediklerinde, birbirlerinden kopup kurtulma yerine birbirlerini karşılıklı olarak yıpratıp karşılıklı savaş ve şantajlara başvururlar. Eğer bir kimse, kendi iç çatışmasından doğan baskıyı belli bir aile nevrotik –nevroz tipi sahneleyip harekete geçtiğinde nevrozunu giderebiliyorsa, karşılığında bir şeyler almadan herhangi bir nevroz- takıntı ve korku –kaygısal olgulardan kendini kurtaramaz. Örneğin kaygısal anlamda bir anne anksiyete nevrozlu olduğunu kabul edelim: Anne eğer kendi gizli korkularından kurtulabilmesi için, daha iyi bir yol gösterilmedikçe, çocuğa nefes aldırmadığı gibi onu bir araç olarak kullanmayı gerekli görecektir. Bu türden bir davranışın izahı bilinçaltına itilen çözümsüzlüklerin yarattığı takıntılı ve üstü örtülü konuların dokunulmasının kişi için bir tehdit olarak algılanmasına neden olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Kişiliğinin derinliklerinde yatan kendinden nefret daygularından ancak günah keçisi taktiği ile korunmaya alışmış sosyopat bir baba ile psikopat bir anne kendilerine atfedilen günah keçisi olmak üzere hazırlanmış aile üyelerinin, kendilerine yapay olarak empoze edilmiş bulunan suçluluk duygularından sıyrılmalarına onay vermez.

Böyle bir şey ancak onun sürekli tehlikede olan kendi iç dengesini başka bir türde sabit tutabilecek hale getirilmesi ile mümkün olur.  

Aile ve evlilik soruları içinden çıkılmaz bir hal aldıysa, bir arada bulunmak, ayrılmaktan daha kötü sonuçlar doğuracaksa, boşanmak doğal bir sonuç olarak daha uygundur.

Bir atasözü ile konuya farklı bir açılım sağlayalım: “Üzüm üzüme baka baka kararır” ifadesinde patolojik belirtiler gösteren aile bireyi, bu patolojisini bir nevi hastalığını ailenin diğer üyelerine aksettirebilir. Burada söz konusu olan bir bedensel hastalığın bulaşıcılığı değil, tamamen bir ailenin patolojik yapısının bir başka bireye temsilen nasıl empoze- telkin ettirildiğidir.

Bir patolojik durumun etki derecesi içinde atasözün manidar bir açılımı bireyler arası iletişimde etki ve tepki mekanizmasının işlevselliği bireylerin ne ölçüde sağlam akıl ve sağlıklı ruha sahip oldukları ile doğru orantılıdır.

Sağlam kişiliğin oluşumunda en önemli unsurlardan biri kendine güven duygusudur. Birey kendine güven duyacak şekilde yetiştirilirse kişinin sevgi duygusu sağlam bir zeminde demektir. Kendine güveni sağlayan en önemli temel neden ve duygu sevgidir. Bir diğer sağlam kişilik oluşumunda ise yeterlilik duygusu ile atılım becerisidir. Bu temel faktörlerin sağlam olabilmesi için aile sorunlarının çocuklara yansıtılmaması ve aile yada evli çiftlerin /ailelerinin az sorunlu olması gerekir.

Boşanmaya neden olan temel faktörlerin içinde ekonomik sıkıntılar ve bazı çatışmalar gösterilse de bunları neden olarak değil, boşanma düşüncelerini hızlandıran veya tetikleyen öğeler olarak görmemiz daha doğru olacaktır. Nasıl ki köyden kente göçen ailelerinin bir kentten bekledikleri ile kente getirdikleri kültürleri ile çelişip davranışlarından izlenen soysal fobinin yarattığı korkulara neden olarak kent yaşam tarzını bir günah keçisi olarak kendi problemleri için suçluyorlarsa, kentin burada suçlu olmadığını görmek önemli olacaktır.

Dayak ve şiddetin evlilik hayatı için kaçınılmaz hastalık ve patolojik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olması boşanma sürecini hızla etkilediği gibi evli çiftler arasında oluşan travmatik haller ve saygısız ilişkiler bir evlilik için sonun başlangıcıdır. Patolojik hal ve durumlar evli çiftlerden birini dışarıya olan eğilimlerini kuvvetlendirdiği gibi, mutluluk sürekli dışarıda aranır hale gelecektir. Evlilikte güven olmalıdır, evet olmalıdır, ama ruhsal ve aşırı bağımlılık duyguları bireyleri birbirinden uzaklaştırdığı gibi o çok söylenen karşılıklı “güven “ duygusu patolojik koşulların egemenliğinden sağlamak mümkün değildir.

Bu açıdan sorun boşanma veya değil bireylerin mutlaka aralarındaki içsel ve ruhsal çatışmaları önlemek için uzmanlara danışmaları kaçınılmaz görünmektedir; zira meseleler vaktiyle çözüme kavuşturulmazsa, tedavinin daha uzun süreçleri gerektirmesi kaçınılmazdır.

Eğer eşlerden biri ille de boşanmak istiyorsa ilk aşama olarak boşanmanın çocuğa nasıl anlatılacağı konusunda eşler kendi aralarında konuşmalıdırlar. Anne ve Baba çocuklarına boşanma nedir, evlilik nedir anlatmalıdır. Hiç boşanmaktan bahsetmeksizin ‘insanlar evlenirler ve düğünlerinde merasimleri yapılır’. Sonra çocuğa ‘insanlar evlenirler – ancak bazı nedenlerden insanlar birbirleri ile anlaşamazlar tıpkı senin okulda ve sınıfında bazı arkadaşlarınla anlaşamaman gibi. Şimdi ‘bu anlaşmazlıkların nedeni sen kesinlikle değilsin’- demek, çocuğun kendisini suçlamasının önüne geçmesini sağlayacağından, anne –baba ve çocuk ilişkileri daha az zarar görecektir ve çocuk kendini güven içinde hissedecektir. Sonuçta anne –baba çocuk için hep anne-baba olarak kalacaktır. Bu gerçeğin çocuğa aktarılması bir başka gerçeği de beraberinde getirecektir : O da şu: ‘Annem –Babam birer sevgili olarak ayrılıp boşanıyorlar- ama onlar benim için hep birlikte bir anne baba olarak var olacaklar.

Boşanma kararının sağlıklı yürütülebilmesi için eşlerin bu süreçte birbirlerine bu konuda güvenle yaklaşmaları en azında çocuklarının sağlığı için çok önemlidir.

Ama bu birçok neden den dolayı sağlanamıyorsa uzmanlara başvurarak boşanmanın ruhsal dinamiklerine göre terapi seanslarından yararlanmalıdırlar. Eğitim de ve mesleki konularda anne ve babalar işbirliği içinde olmaları çocuk sağlıği için çok önemlidir.

                                                                                                                                                         Uzm. Psikolog Şükrü ALKAN

Travma ve Etkileri

Travma, çok çeşitli doğa afetleri, savaşlar, cinsel yada fiziksel saldırıya uğrama –çocukluk dönemlerinde yaşanan hastalık ve olumsuz olayların kişinin tek başına başa çıkmasını mümkün kılmayan ve yeteneğini aşan trajik olay ve olgulardır.

Travmayı kavram olarak salt birey bazında ele almak tek yönlü bakış açısını ve özellikle psikolojik pencerenin kullanmanın zorunlu olduğunu, travmayı ve etkilerini anlamak için zorunludur. Bunun yanı sıra  travmanın ruhsal boyutunu irdelerken kişi üzerinde bıraktığı kaygı ve gelebilecek yada tekrarlanacak kayıplar, tehditler- ölüm ve kazalar sonucu ortaya çıkan ağır sonuçların kişi ve çevresinde yarattığı ağır etkiler gibi, olay mahalinde bulunup travmatik olan olaya tanıklık etmek, beklenmedik şok ölümler tehditler karşısında yaşanan korku ve çaresizlik, kişi psikolojisinde ve ruhsal yapısında yıpranmalara neden olmaktadır.

Evrimsel ve genetik olarak insanların bazı korkuları vardır. Köpekbalığı yılan ve örümcek gibi korku yaratan tiplere hazır ve kültürel korkular olarak tanımlayabiliriz. Ancak tüm kültürlerde olduğu gibi insanın ve insanlığın güven duyduğu en önemli unsur topraktır.

Kültürel olarak tanımlayabileceğimiz diğer bir olgu ise ‘kıyamet’ ile ilintili kendimizce yarattığımız tasarımlarımızdır. Örneğin depremi bir doğa afeti değil de bir kıyamet günü olarak kabul eden kişi depremi olağan görürken ve sonuçlarına katlanırken, bilimsel bir bakışla bakan birey, doğanın başkalaşım yaşadığını saptar ve böyle bir afetin doğallığını algılamaya çalışır. İşi kaderciliğe bırakarak değil, depreme karşı yapısal ve sağlam önlemler alarak bina yapımına depreme dayanaklı özellikler katarak yapısal sorunlarını çözer. Japonya da meydana gelen depremlerin Richter ölçeğine göre 7 ile 8 le olduğunu televizyonlarda tanık olmuşuzdur. Ölü sayısı bir elin parmaklarını geçmezken, bizim gibi ülkelerde binlerce ve onbinlere varan ölü ve yaralılar birbirini izler. Burada kadercilik de bir travmadır ve sonuç olarak bu olgu toplumu tamamen travmatize edebildiği apaçık ortadır. İstanbul depremini değerlendirirken yapılan sohbetler de bunu daha açık ve en azından mesleki alanda bana gelen danışanlarımda görmekteyim. Bu bir taraftan, toplum olarak ne kadar duyarlı olmamız gerektiğini öğretirken diğer taraftan travmatize olan birey ve toplumun yaşanan olaylara karşı ne kadar duyarsızlaştığını müşahade etmekteyim. Zira travma sonuç olarak bireyde donukluluğu yaşatarak, duyarsızlığı da beraberinde getirmektedir. Yani birey ve toplum olarak birçok olumsuz trajik olaylara çaresiz ve kaderci mantığı ile yaklaşmaktayız. Sorgulama ve soru sorma becerisini elde edemediğimiz için de  siyasal düzlemde güncel yaşam da demokrasiyi yaşamamız mümkün olmamaktadır. Bu boyut da bir ulusun siyasal anlamda sürekli travma ve travma sonrası stres bozukluğu gibi süreçlerden geçmesine yol açmaktadır.

Bu bir anlam da tarihsel travmadır. Tarihsel travma, bir ulusun gelişimini engeller ve bireyleşmeye izin vermez. Felç olan toplum kendi dinamiklerini ve kaynaklarını akıllıca kullanamaz. İşte, sürekli travma yaşamak budur. Değişimlere kapalı olmaktır. Başkalaşım demiyorum, gerçekten ileriye açık daha toplumsal ve bireyin gelişimini öne alan  toplumsal yeni bir bakış ve etik bir duruş bizi travmatik etkilerden kurtarabilir. Farklı zenginlik kaynaklarını paylaşabilen bir toplum ve gelişmiş aydınlarını ve kaynaklarını heder etmeyen bir ulus, olabilecek travmaları daha rahat göğüsler. Bu da bütün sosyal grupların (kadın/kız ve erkek) toplum ve kamu hayatında eşit görülmesi ile söz konusudur. Nasıl? Eğitim ve öğretim birliği ile meslek ve okullaşmayı en yüksek seviye ye getirmekle sağlanır. Öğretici olması gereken bütün trafik kazalarına rağmen ve yaşanan travmatik sonuçlara göre insanın daha çok trafik kurallarına uyması beklenir. Ama anlaşılan bu konuda ki duyarsızlığımız da trafik kazalarının yol açtığını, travma sonrası psikolojik sorunlardan ötürü duyarsızlık ve inkara dayanan davranış alışkanlığımız da ya genetik yada kültürel boyutlu bir meselidir. Bu tür alışkanlıkların değişime uğraması için bütün bireylerin psikolojik tedaviyi önemseyip benimsemelerini öneriyorum. Sözün kısası bilinçaltı alt beyinlerin daha çok duyarlı olabilmesi için kişinin kendisi ile buluşması ve iç dünyasını irdelemesidir.

Travmalardan sonra ortaya çıkan bazı düşünsel boyutlu çarpıtmalar da sorunların artmasına zemin hazırlamaktadır. Örneğin kişi ciddi bir travma yaşadıysa benzer bir travmayı tekrar yaşama olasılığını her zaman gerekenden daha yüksek görür.

Travmalardan sonra kişilerde “ya hep, ya hiç” tarzı düşünceler gelişebilir. Örneğin, kişi, travmatik olaydan sonra çaresizlik duygusu onun hiçbir şey yapamayacağı duygu ve düşüncesini kuvvetlendirebilir. Oysa yardım başvurusunda bulunması bile bir çare arayışıdır ve bu yaklaşım kişinin öz benliğini zayıflatmaz, çünkü her insan mutlaka kendi hayatında ya bir travmatik olay yaşar ya da ona tanık olur Dolaysı ile, olaylar kişisel olarak algılanmasının önüne geçmek için psikolojik tedavi şarttır.

Aile bireyleri travma ile baş ederken öncelikle birbirlerine sevecen davranmayı unutmamaları ve bu bağlamda değişen davranışlarının farkına varılması çok önemlidir. Değişen davranışın üzerinde durarak travma ile olan bağlantısını anlatmak kişinin travmayı tema etmesini sağlamakla bir ön bilinç kazanmasına yardımcı olabiliriz. Yardım ederken travmayı baştan ele alarak buna iştirak eden faktörleri ve çatışmaları ortaya çıkararak gerçek olguları ve nedensellikleri anlamayı ve öne çıkan duyguların kabul edilmesini  sağlayabiliriz. Suçluluk duyguları ile onaylanılmışlık duygularını birbirinden ayırt etmek ve yeni değerlendirmeleri desteklemek psikolojik tedaviden önce yapılacak bir ön çalışma ve inisiyatif olarak önemli bir anlam taşımaktadır.

Travma sonrası yaşanan septomlar =psiko-somatik belirtiler özellikle sıkça rastlanan ilk gün ve haftalarda kabuslar /duygusal sessizlik, depresyon ve sosyal hayattan çekilmek ve ayrıca bunların sonuçları olarak artan tüketimin bağımlılık ürünlerinde yoğunlaşması ile günlük hayatın yaşanırlılığının kısıtlanmış olması kişide çaresizlikle başlayan hayatın anlamsızlığı ve boşluk duyguları egemendir.

Genelde travma ve etkilerinin 2 aydan daha uzun sürmesi durumunda travma sonrası stres bozuklukları ve uyku bozuklukları ortaya çıkar. Bu gibi durumlarda travma sonrası terapi ve psikolojik yardım ve destek sistemi oluşturulmalıdır.

Travma tarihsel olabileceği gibi toplumsal ve zaten etkileri dolaysı ile bireysel yaşanmaktadır. Ama her tarihsel travma bireysel algılamayla etkilerinin çeşitli olacağı bir gerçek ise de bazen yaşanan travmalar toplum hayatı için hem öğretici bir veri olarak örneğin depremlere karşı daha iyi binalar inşa edebilir ve iyi bir toplum için daha iyi ve artı değerden her toplum kesiminin yaralanabileceği bir ekonomik üretkenlik ve daha iyi bir demokrasi için kandırılmayacak kadar bilimsel ve mesleki bir eğitim ve öğretim fırsatlarını yaratılmasıdır. Bunun yaratılması ülkemiz insanı için değişim ve dönüşümü kabul etmek olduğunu ve travmaların en asgari noktaya çekilmesi ile acıların ve neşelerin ortakça paylaşılması daha manidar olacaktır.

                                                                                                                                                                                Uzm. Psikolog Şükrü ALKAN 

 

 

 

WebSayfam Domain, Hosting, Web Tasarým ile Web Sitesi Çözümleri